9 Ekim 2011 Pazar
AŞK İKİ KİŞİLİKTİR
AŞK İKİ KİŞİLİKTİR
Değişir rüzgarın yönü
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk iki kişiliktir.
Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar;
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar;
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiç bir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
ATAOL BEHRAMOĞLU
Bir Umut Doldu İçime
Umutsuzluk Nedir?_sanki artık tutunamayacak gibi olmak, kalabalığın içinde kendinizi yalnız hissetmek, en iyi dostlarınızın bile bir saniye bile durup düşünmeden konuşması, yeter artık daha fazla kalbimi kırmayın diye dünyaya bağırma isteği. sonra sorgulamak... acaba ben ne yaptım diye.yapılan hiçbir şeydir ve karşılığında kocaman bir kötülük bulutudur alınan. bir insan nasıl bu kadar yıpratılır nasıl bu kadar neşeli gözüken insanın içinde fırtınalar kopar kimse bilmez bunu. işte bu umutsuzluktur.
Bugün güne başlarken içimde hiç istemediğim bir şey vardı. Sanki bu sefer birşeyler farklı olacak, hayatımda ilk defa bişiiler düzgün gidecekmiş gibi hissettim. Derinlerde, göğüs kafesimin en sıcak ve karanlık yerinde topraktan yeni fışkıran bir filiz gibi yeşeriyordu küçük ve korumasız bir UMUT tohumu .
Benim gibi umutsuzluk ve acılar içerisinde hayata Lanet yağdırarak yaşayan birisinin içinde bile bir umut doğabiliyor ne garip diye düşündüm sabahın yedisinde ve işe gitmek için hazırlanmaya başladıgımda unutmuştum bile içimdeki sıcaklığı...
Umut cahiller için, çocuklar için, dünyayı toz pembe görenler için vardır bana göre. Benim gibi kapkaranlık bir dünya da yalnız kalmış birisi için UMUT diye birşeyden söz edilemez. Daha önce defalarca umutlanıp daha sonra binlerce kez hayal kırıklığı yaşadıktan sonra içimde yeşeren her tohumu ezmeyi öğrendim artık. Özellikle bu umut ışığı yabancı bi insanın beni sevme bana aşık olma ihtimali ise bu tohumun içimde yeşermesine ASLA izin veremezdim. Zaten vermedim de...
umudun bir yanılsamadan ibaret olduğu gerçeğini kabullenenler için umutsuzluk doğallıktır. bir beklentin yokken acı çekemezsin, üzülemezsin. Bunun için bütün beklentilerimi silip attım, hayattan ve umutsuzluğu yaşamamak için hiçbir UMUTun içimde büyümesine de izin vermeyeceğim.
Bugün güne başlarken içimde hiç istemediğim bir şey vardı. Sanki bu sefer birşeyler farklı olacak, hayatımda ilk defa bişiiler düzgün gidecekmiş gibi hissettim. Derinlerde, göğüs kafesimin en sıcak ve karanlık yerinde topraktan yeni fışkıran bir filiz gibi yeşeriyordu küçük ve korumasız bir UMUT tohumu .
Benim gibi umutsuzluk ve acılar içerisinde hayata Lanet yağdırarak yaşayan birisinin içinde bile bir umut doğabiliyor ne garip diye düşündüm sabahın yedisinde ve işe gitmek için hazırlanmaya başladıgımda unutmuştum bile içimdeki sıcaklığı...
Umut cahiller için, çocuklar için, dünyayı toz pembe görenler için vardır bana göre. Benim gibi kapkaranlık bir dünya da yalnız kalmış birisi için UMUT diye birşeyden söz edilemez. Daha önce defalarca umutlanıp daha sonra binlerce kez hayal kırıklığı yaşadıktan sonra içimde yeşeren her tohumu ezmeyi öğrendim artık. Özellikle bu umut ışığı yabancı bi insanın beni sevme bana aşık olma ihtimali ise bu tohumun içimde yeşermesine ASLA izin veremezdim. Zaten vermedim de...
umudun bir yanılsamadan ibaret olduğu gerçeğini kabullenenler için umutsuzluk doğallıktır. bir beklentin yokken acı çekemezsin, üzülemezsin. Bunun için bütün beklentilerimi silip attım, hayattan ve umutsuzluğu yaşamamak için hiçbir UMUTun içimde büyümesine de izin vermeyeceğim.
2 Ekim 2011 Pazar
Sevgilim
http://fizy.com/s/16tc6m
“Benim bir sevgilim var!” dedi yüksek sesle, aynanın karşısında kendine bakarken. Oyunculuğu beceremeyen bir adamın abartılı ton ve vurgusunu hissetti sesinde.
Beğenmedi, bu sefer de heceledi, sev-gi-liiiiii! I-ıh yok, gene olmadı.
Kız arkadaş’ı denedi, olmayınca olmuyor işte, alışmadık dötte don durmuyor, “kız arkadaş” sözcükleri ağzından çıkarken, ağzı sanki sesleri filtreledi, kız arkadaş değil de, tamamen atıyorum, “kirs arkidepp” gibi bir şeyler geveleyebildi.
Işığı kapattı, denedi, yok.
Aynaya bakmadan denedi, yok.
İngilizce denedi, yok.
Olmuyor, olmuyordu işte, bir türlü bir sevgilisi olduğu gerçeğini kendisine söyleyemiyordu.
Rocky’i düşündü bir an, antreman yaparken, hani o Philadelphia’daki merdivenlerin en tepesine koşarak çıkmasıyla son bulan o sahnede, aylar boyu süren koşuşturmanın meyvelerini topladığı o anı… Tek yumruk havada gelen zaferi. Belki o da yavaş yavaş antreman yapsa, tamamen atıyorum önce “sevgiii! sevgiiii!” diye haykırsa bir 15 gün filan, sonra “sevgili”ye gelebilir miydi acaba?
“Dıdı dııııtttt…. Dıdı dıııııııııııııııııııııt…” dedi kendi kendine. Yok ama Rocky Balboa’nın o gazını hissetmiyordu içinde.
Günlerdir, haftalardır, hatta aylardır deniyordu zaten. Olmuyordu bir türlü. İşin komiği, kızı seviyordu da, beraber iyi zaman geçiriyorlar, mutlu hissediyorlardı filan. Ama o kelime, ah o kelime… Bir söyleyebilse, göğsünü gere gere bir diyebilse: Sev-giiiii-limmm!
Hayır kızcağız sevgilim’den de geçmişti üstelik, tamamen atıyorum ama “beraber olduğum insan” gibi kalıplar bile olurdu aslında da, ne zaman o tip bir şey söylemeye kalksa “beraber olduğum… lamba” filan gibi salak saçma yerlere bağlıyordu. Olmuyordu, olmuyordu, lanet olsundu.
Her gün ayna karşısında deniyor, uğraşıyor, beceremedikçe sinirinden köpürüyordu. Ağzından çıkaramadığı bir tek sözcük, tüm mutluluğunun içine ediyordu işte. Öfkeli, huysuz, nemrut bir adama dönüşüyordu gün be gün. Kız “zamanla olur, boşver” dedikçe daha da kuduruyordu. Olmuyor, yapamıyordu. Hatta beklenenin tersine, günden güne performansı düşüyordu, önceleri sevg filan diyebilen adam, şimdi se dedin mi, hayalet görmüşe dönüyordu.
Bir gün psikologa gitmeye karar verdi, çünkü kararlıydı, bu meseleyi çözmeye söz vermişti. Psikolog ona geçmişinde bu sözcükle ilgili kötü bir anısı olup olmadığını sordu. Yok dedi, önce. O zaman parmağımı izle, dedi psikolog.
“1… 2… yavaş yavaş bir uykuya dalıyorsun… 3… 4… çok huzurlu bir yerdesin… 5… sevgilim kelimesi seni ürkütmüyor… oradasın… neler oluyor anlat bana?”
Ve anlattı, sevgilim de sevgilim dediği, iki lafından birinin “sevgilim” olduğu bir yerdeyken, o sevgilim’in anlamsızlaşmasını anlattı. Sevgilim kelimesinin nasıl da gündelik, bardak gibi, çatal gibi bir şeye dönüştüğünü anlattı. O kadar anlam yüklenen o zavallı sözcüğün, günden güne sararıp solmasına şahit oluşunu anlattı. Anlattı da anlattı…
Uyandığında hatırladıklarından o kadar sarsılmıştı ki, o kadar büyüttüğü bir sözcüğün hiç’e dönmesinden öylesine korkmuştu ki, koşarak çıktı gitti psikologun yanından, bir daha uğramamak üzere. Hatta o koşu hızıyla eve ulaştı. Koşarak içeri girdi, kız orda duruyordu. Geldiğini görünce, kocaman gözleriyle, ışıl ışıl ona baktı. Kocamaaan gülümsedi. Ama o görmedi. Ne beraber mutlu olduklarını, ne hissettiği huzuru, ne de o gözlerdeki ışıltıyı umursadı o an. Onun yerine kıza bok bir bakış attı.
“Sana sevgilim diyemiyorum, diyemeyeceğim şu anda. O yüzden git yanımdan. Ben ‘sevgilim’ diyemeyen yarım bi insanım. Git.”
Gitti kız, ne yapsın. Baya gitti hem de. Topladı pılısını pırtısını, çekti gitti. Sevgilim sözcüğünün olmadığı bir yerlere gitti. Sevgilim diyemeyen bir adam yüzünden sevgilim diyemeyen bir kız olmaya gitti.
Bir gün, o sevgisizlik dünyasında, o yalnız, kurak, çorak dünyada, kimsenin kimsenin sevgilisi olmadığı; kolayın, ucuzun, pratiğin, çirkinin, anlamsızlığın dünyasında, her nasılsa adam karşısına çıktı.
Kızı görünce içi gitti adamın, ne güzel bakıyor dedi kendi kendine. Ne çok özlemişim… Ne çok zaman, ne çok kayıp zaman, ne yazık, ne çok… Kıza sarıldı. Sarılırken içi eridi daha da fena. Ne çok dedi. Ne çok. Ne çok. Ne çok.
Seni özledim, dedi adam, keşke o sözcüğe bu kadar takılmasaydık.
Kız gülümsedi uzaak mesafeler ardından, sanki çok şey saklıyormuş gibi bir gülüşle… Bir an adamın taa gözlerinin içine, acıtırcasına dolu dolu baktı. O eski ışıltının üzerini kaplayan kara bulutlar kaybolur gibi oldu ama sonra daha beter gözlerine oturdu kızın.
Ben hiç sevgilim demeni istemedim ki, dedi kız, sevsen yeterdi.
Gülümsedi tekrar sonra, adamın yanağına bir öpücük kondurup, arkasına dönüp bakmadan çekti gitti, tek bir cümle bırakarak ardında:
“Sevsen yeterdi.”
Sevsen yeterdi. Sevsen yeter. Sev yeter. Sev. Yeter. Sev.
Adam kızın giderek daha da daha da uzaklaşmasını izledi yumru yumru olmuş bir boğazla. Sonunda kız gözden kaybolduğunda ise bir tek sözcük çıktı ağzından:
“Sevgilim…”
Alıntıdır.
“Benim bir sevgilim var!” dedi yüksek sesle, aynanın karşısında kendine bakarken. Oyunculuğu beceremeyen bir adamın abartılı ton ve vurgusunu hissetti sesinde.
Beğenmedi, bu sefer de heceledi, sev-gi-liiiiii! I-ıh yok, gene olmadı.
Kız arkadaş’ı denedi, olmayınca olmuyor işte, alışmadık dötte don durmuyor, “kız arkadaş” sözcükleri ağzından çıkarken, ağzı sanki sesleri filtreledi, kız arkadaş değil de, tamamen atıyorum, “kirs arkidepp” gibi bir şeyler geveleyebildi.
Işığı kapattı, denedi, yok.
Aynaya bakmadan denedi, yok.
İngilizce denedi, yok.
Olmuyor, olmuyordu işte, bir türlü bir sevgilisi olduğu gerçeğini kendisine söyleyemiyordu.
Rocky’i düşündü bir an, antreman yaparken, hani o Philadelphia’daki merdivenlerin en tepesine koşarak çıkmasıyla son bulan o sahnede, aylar boyu süren koşuşturmanın meyvelerini topladığı o anı… Tek yumruk havada gelen zaferi. Belki o da yavaş yavaş antreman yapsa, tamamen atıyorum önce “sevgiii! sevgiiii!” diye haykırsa bir 15 gün filan, sonra “sevgili”ye gelebilir miydi acaba?
“Dıdı dııııtttt…. Dıdı dıııııııııııııııııııııt…” dedi kendi kendine. Yok ama Rocky Balboa’nın o gazını hissetmiyordu içinde.
Günlerdir, haftalardır, hatta aylardır deniyordu zaten. Olmuyordu bir türlü. İşin komiği, kızı seviyordu da, beraber iyi zaman geçiriyorlar, mutlu hissediyorlardı filan. Ama o kelime, ah o kelime… Bir söyleyebilse, göğsünü gere gere bir diyebilse: Sev-giiiii-limmm!
Hayır kızcağız sevgilim’den de geçmişti üstelik, tamamen atıyorum ama “beraber olduğum insan” gibi kalıplar bile olurdu aslında da, ne zaman o tip bir şey söylemeye kalksa “beraber olduğum… lamba” filan gibi salak saçma yerlere bağlıyordu. Olmuyordu, olmuyordu, lanet olsundu.
Her gün ayna karşısında deniyor, uğraşıyor, beceremedikçe sinirinden köpürüyordu. Ağzından çıkaramadığı bir tek sözcük, tüm mutluluğunun içine ediyordu işte. Öfkeli, huysuz, nemrut bir adama dönüşüyordu gün be gün. Kız “zamanla olur, boşver” dedikçe daha da kuduruyordu. Olmuyor, yapamıyordu. Hatta beklenenin tersine, günden güne performansı düşüyordu, önceleri sevg filan diyebilen adam, şimdi se dedin mi, hayalet görmüşe dönüyordu.
Bir gün psikologa gitmeye karar verdi, çünkü kararlıydı, bu meseleyi çözmeye söz vermişti. Psikolog ona geçmişinde bu sözcükle ilgili kötü bir anısı olup olmadığını sordu. Yok dedi, önce. O zaman parmağımı izle, dedi psikolog.
“1… 2… yavaş yavaş bir uykuya dalıyorsun… 3… 4… çok huzurlu bir yerdesin… 5… sevgilim kelimesi seni ürkütmüyor… oradasın… neler oluyor anlat bana?”
Ve anlattı, sevgilim de sevgilim dediği, iki lafından birinin “sevgilim” olduğu bir yerdeyken, o sevgilim’in anlamsızlaşmasını anlattı. Sevgilim kelimesinin nasıl da gündelik, bardak gibi, çatal gibi bir şeye dönüştüğünü anlattı. O kadar anlam yüklenen o zavallı sözcüğün, günden güne sararıp solmasına şahit oluşunu anlattı. Anlattı da anlattı…
Uyandığında hatırladıklarından o kadar sarsılmıştı ki, o kadar büyüttüğü bir sözcüğün hiç’e dönmesinden öylesine korkmuştu ki, koşarak çıktı gitti psikologun yanından, bir daha uğramamak üzere. Hatta o koşu hızıyla eve ulaştı. Koşarak içeri girdi, kız orda duruyordu. Geldiğini görünce, kocaman gözleriyle, ışıl ışıl ona baktı. Kocamaaan gülümsedi. Ama o görmedi. Ne beraber mutlu olduklarını, ne hissettiği huzuru, ne de o gözlerdeki ışıltıyı umursadı o an. Onun yerine kıza bok bir bakış attı.
“Sana sevgilim diyemiyorum, diyemeyeceğim şu anda. O yüzden git yanımdan. Ben ‘sevgilim’ diyemeyen yarım bi insanım. Git.”
Gitti kız, ne yapsın. Baya gitti hem de. Topladı pılısını pırtısını, çekti gitti. Sevgilim sözcüğünün olmadığı bir yerlere gitti. Sevgilim diyemeyen bir adam yüzünden sevgilim diyemeyen bir kız olmaya gitti.
Bir gün, o sevgisizlik dünyasında, o yalnız, kurak, çorak dünyada, kimsenin kimsenin sevgilisi olmadığı; kolayın, ucuzun, pratiğin, çirkinin, anlamsızlığın dünyasında, her nasılsa adam karşısına çıktı.
Kızı görünce içi gitti adamın, ne güzel bakıyor dedi kendi kendine. Ne çok özlemişim… Ne çok zaman, ne çok kayıp zaman, ne yazık, ne çok… Kıza sarıldı. Sarılırken içi eridi daha da fena. Ne çok dedi. Ne çok. Ne çok. Ne çok.
Seni özledim, dedi adam, keşke o sözcüğe bu kadar takılmasaydık.
Kız gülümsedi uzaak mesafeler ardından, sanki çok şey saklıyormuş gibi bir gülüşle… Bir an adamın taa gözlerinin içine, acıtırcasına dolu dolu baktı. O eski ışıltının üzerini kaplayan kara bulutlar kaybolur gibi oldu ama sonra daha beter gözlerine oturdu kızın.
Ben hiç sevgilim demeni istemedim ki, dedi kız, sevsen yeterdi.
Gülümsedi tekrar sonra, adamın yanağına bir öpücük kondurup, arkasına dönüp bakmadan çekti gitti, tek bir cümle bırakarak ardında:
“Sevsen yeterdi.”
Sevsen yeterdi. Sevsen yeter. Sev yeter. Sev. Yeter. Sev.
Adam kızın giderek daha da daha da uzaklaşmasını izledi yumru yumru olmuş bir boğazla. Sonunda kız gözden kaybolduğunda ise bir tek sözcük çıktı ağzından:
“Sevgilim…”
Alıntıdır.
BeN KimiM
Çocuğun olmayacak demişti doktor. 'Biliyorsun değil mi!' hiçbir zaman bir çocuk sahibi OLAMAYACAKSIN...
İlk başta idrak edememiştim bunun ne anlama geldiğini. sonuçta normal yollardan çocukları olmadığı için başka yöntemlere, tedavilere başvuran binlerce evli çift var. Bende normal yoldan bir çocuğa sahip olamassam kocamla tüp bebek veya diğer yöntemleri denerdim...
Ama durum bu değildi benim bir bebeğim olamayacaktı, çünkü ben bir KADIN değildim. Yani aslında bir kadındım ama eksik bir kadındım. Benim kadınlık organım yoktu.. dünyaya geliş sebebimiz insanlığın ve yaşayan her canlının soyunun devamlılığını sağlayan organım daha annemin karnındayken gelişmemişti ve hiçbir zamanda gelişmeyecekti.
Benim koskoca kainatta bir hiç olduğumu anladığım ilk an o oldu. Ben neydimki? daha ne olduğu belli olmayan bir yaratık bir hiç bir ucube... kendime hiçbir zaman insan diyemedim o günden sonra...
Daha ondört yaşındaydım, yatılı bir lisede ilk senem dostluklar henüz oluşmamış, herkes arkadaş görünüp arkandan işler çeviriyor. Kime söyleyebilirdim kimle paylaşabilirdim bunu? hiç kimseyle. kime söylesem sen bir kız değilsin ne işin var kız okulunda derlerdi benimle dalga geçerlerdi.Ailem kilometrelerce uzaktaydı zaten söylesemde ne demek istediğimi anlamazlardı çünkü onlara göre ben onların kızıydım. Benim durumumu anlayacak veya bana yol gösterecek bir eğitimleri yoktu anlatsamda hiçbirşey değişmezdi...
Yapayalnızdım bu dünyada, benim kendimden nefret etmeme neden olan sır ve ben yapayalnızdık...Bu durumu kabullenemedim iki yıldan fazla süren depresyon ve ilaç tedavileri hiç bir işe yaramadı kendimden nefret ediyordum.intihar etmeyi bile denedim. bu şekilde yaşamak o kadar anlamsızdı ki neden yaşayacaktım? ne için yaşayacaktım?...
Hala yaşıyorsam ve bunları yazabiliyorsam bunun sebebi bu olay hiç olmamış gibi yapabilmemdi. Bütün tedavileri bıraktım artık bunun üstüne düşünmek uğraşmak istemiyordum. tek çözüm vardı 'inkar' ve ben bunu yaptım. Hiç başıma bunlar gelmemiş gibi, hiç eksikliğim yokmuş gibi arkama bakmadan yaşaamaya devam ettim.
Tabi birde cinsel hayat var. Ben kendimi kadın gibi hissediyordum ama kadın olmadığımı da biliyordum. Ne yapmalıydım? Tabii ki hiçbir erkekle samimi olmamalıydım, hiç sevmemeliydim, hiç aşık olmamalıydım...Bunu uzun süre de başardım geçen yıla kadar hiç bir erkekle yakınlık kurmadım, sevgi, aşk nedir bilmedim. Ama benim sabrımında bir sonu vardı. Bir senede bunca yılın acısını çıkardım o kadar çok erkekle birlikte oldum ki çoğunun adını dahi hatırlamıyorum. Hatta pekçoğuyla bir geceden fazla sürmedi görüşmemiz. Tabi ki ciddi ilişkilerimde oldu ama ne zaman evlilik konusu açılsa ne zaman birisi bensiz yapamayacağını söylese ayrılmak için bir sebep buluyor ve arkama bakmadan kaçıyorum. İnsanlardan, hayattan ve en çokda kendimden kaçıyorum...Tabi ki erkek arkadaşlarım bunun sebebini hiç bilmiyor beni hiç anlayamıyaorlar neden birden bırakıp gittiğimi ama ben biliyorum ben hiçbir zaman tam bir kadın olamayacağım ve hiçbir zaman bir erkeğin evlilikten beklediği aile kurmak, çocuklarımızın olması isteğini gerçekleştiremeyeceğim. Bunu hiçbir zaman sevdiğim insana söyleyemeyeceğim içinde her zaman bırakıp kaçacağım arkama bile bakmadan...Çünkü ben bir korkağım kendisiyle biile yüzleşemeyen bir KORKAK....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





