Görüşmek istemiyorum dedim sana neden anlamıyorsun. Bak yine gelme dediğim halde gelmişsin kapıma, böyle yaparak beni daha da sinirlendiğinin farkındasın değil mi? Ama yok beyimiz hayırdan olmazdan görüşmek istemiyorumdan anlamıyor. Kalın kafalı ya herşeyi bi gülümseme ve bi espriyle halledeceğini sanıyor iki tatlı söz söyledim mi tamam abi kız tava gelir diye düşünüyor, o eski saf kızdan eser kalmadı haberin yok senin gelişmemiş zekandan çıkan esprilere çocuklar bile gülmüyor artık beni mi güldürebileceğini sanıyorsun o şebekliklerinle.
Yine telefonda kalbi kırılmış üzülmüş sevgili numaraları çekiyorsun sanki anlamadık ben çok kötü kalpliymişim de beyefendi kapımıza kadar teşrif etmiş ayaklarımıza gelmiş bi kapı açmamışım. Yontulmamış odun insan önce bi sorar değil mi yorgun musun canın mı sıkkın niye kendini eve kapattın depresyondamısın yoksa diye? Görüşmek istemiyosun sebebi ne acaba diye nerde... senden kibarlık anlayış bekleyende hata zaten kapıya dayanınca rezillik çıkartma komşulara sakız olmayalım diye kapıyı açıyorum bide kızıyosun ne bu surat yine naptım ben diye o laubalilik pişmiş kelle gibi sırıtıp ben senin neşeni yerine getiririm şimdi falan demeler...
Biraz ciddi ol ciddi en azından dinliyormuş gibi yap.İnsan gibi derdimizi anlatalım belki bi işe yarar çözüm bulamaz ama hiç olmazsa konuşmuş olurum diyorum ama yook lafımı ikide bi bölmeler beni hiç dinlemeden başka şeyler anlatmaya çalışmalar bi canımlar cicimler. Ulan ayı seni adam yerine koyup derdimi anlatıyorum yalandan da olsa dinliyomuş gibi yapsana sırıtıp durcana karşımda bide salak salak temel fıkraları anlatmazmı karşımda şeytan diyo bas tekmeyi kıçına nolacaksa olsun. Niye bu kadar çok düşünüyosun yok üzülcekmiş yok yazıkmış ne yazığı be bana yazık asıl senin gibi embesile ne diye katlandıysam bunca zaman...
Al işte kendime kızmak sinirlenmek için bi sebep daha offf sen yanımda durdukça daha kötü oluyorum ben defol git hayatımdan umutlarımdan seni tanımıyorum artık ne halin varsa gör.
Bide yok kalbi hızlanmışta benim yanımda heyecanlanıyomuşta eli ayağına dolanıyomuş. Ulan abaza herif biraz sırıtsak yüzüne hemen üstümüze atlıcan demi sanki anlamadık yavaş yavaş sokulman elimi tutup kalbine koyman falan bana teselli vermeye değil resmen ön sevişmeye başladı üzerime atlıcak ayı. Sana insan gibi dert anlatmaya çalışıyorum biraz dinlesen beni bana bu kadar yaklaşmaman gerekitğini anlardın hatta fersah fersah uzağa kaçman gerekirdi çünkü benim bütün sinirimin sebebi zaten sensin...
Mankafa olurda insan bu kadar olmaz yani bak o kadar kızdım yine sana hakaret etmiyorum zaten kavga etmeyi hiç sevmem veya başka insanların benim yüzümden üzülmesini hiç istemem bu yüzden ya benim başıma gelen herşeyin sebebi.. neyse yine döndüm dolaştım kendime kızmaya başladım artık hep aynı sonu yaşamaktan sıkıldım. Kurtuldum onda şimdilik tabi söylemek istediklerimi daha az kırıcı bir şekilde söyledim.
Neyse Oooohhhhh be rahatladım :) sonunda döktüm içimdekileri işte sana karşı gerçek hislerim. şimdi kafan basmaz ama ne hissettiğimi biraz anlıyorsundur umarım....
30 Aralık 2011 Cuma
20 Aralık 2011 Salı
Kar Tanesİ
Kar yağıyor üzerime... ıssız hayatıma yeni bir soğuk getiriyor ve ölen duygularımın üzerini kaplayan bir battaniye gibi kaplıyor benliğimi beyaz kar taneleri... Üşüyorum, çırılçıplak kalmış hissediyorum bir tipi altında bedenimi. Fark etmiyor kimse donuyorum.
Saçlarım bembeyaz oluyor kardan, tek bir siyah tel görünmüyor, vücudum kardan adama dönüşüyor sanki...kalbimin hala attığını bilmesem kendimi bu sonsuz beyazlığın ve soğuğun içine bırakıp tüm duygularımın buz tutmasına izin vereceğim.
Haykırmak istiyorum ama sesim çıkmıyor soğuktan, morarmış dudaklarımı açıyorum sonuna kadar avazım çıktığı kadar bağırıyorum, sadece ben duyuyorum sessizçığlığımı, sadece ben biliyorum bağırdığımı, karanlık ve soğuk içinde daha da ıssız hissediyorum kendimi.... Yapayanlız üşüyorum...
Gözüme bir kar tanesi takılıyor, ne kadar güzel ne kadar eşsiz... Diğer karlardan ayrı duruyor zaten ayrı olduğu için koruyabiliyor şeklini eşsizliğini....Kendi yanlızlığımı düşünüyorum ve sonkez hayran hayran bakıyorum Kar Tanesine erimeden önce....
Saçlarım bembeyaz oluyor kardan, tek bir siyah tel görünmüyor, vücudum kardan adama dönüşüyor sanki...kalbimin hala attığını bilmesem kendimi bu sonsuz beyazlığın ve soğuğun içine bırakıp tüm duygularımın buz tutmasına izin vereceğim.
Haykırmak istiyorum ama sesim çıkmıyor soğuktan, morarmış dudaklarımı açıyorum sonuna kadar avazım çıktığı kadar bağırıyorum, sadece ben duyuyorum sessizçığlığımı, sadece ben biliyorum bağırdığımı, karanlık ve soğuk içinde daha da ıssız hissediyorum kendimi.... Yapayanlız üşüyorum...
Gözüme bir kar tanesi takılıyor, ne kadar güzel ne kadar eşsiz... Diğer karlardan ayrı duruyor zaten ayrı olduğu için koruyabiliyor şeklini eşsizliğini....Kendi yanlızlığımı düşünüyorum ve sonkez hayran hayran bakıyorum Kar Tanesine erimeden önce....
16 Aralık 2011 Cuma
Biri Beni Mimledi
Ayyy çok heyecanlandım çünkü bu ilk, herşeyin ilki heyecan verir değil mi.... Sanırım ilk blog yazmaya başladığımda da böyle korkuyla karışık bir heyecan hissetmiştim şimdi de aynı hissi yaşıyorum bunun için teşekkürler deeptone .
Yaa beni nie böyle zor bir durumda bıraktın bu yanına kalmayacak :))) kızma şaka yapıorum daha önce evrenden birşey istemeyi düşünmemiştim bu yüzden zor ve uzun bir liste olacak benimkisi çünkü 12 şeyin yeterli olacağını sanmıyorum...
Mim konusu: Yeni yıldan istediğimiz 12 şeyi yazıyoruz.Sınırsız seçim hakkımız var.Buyrun hazırlayın listenizi, evrene duyurun sesinizi.Ardından da gönderiverin 12 kişiye..
işte benim listem:
- ilk olarka yılbaşında büyük ikramiyeyi kazanmak istiyorum. Bu konuda çok hayallerim var umarım gerçek olur evren sesimi duyuyormusun :)
-piyango bana çıktıktan sonra işimden ayrılıp dünya turuna çıkmak istiyorum ilk gitmeyi istediğim ülke de Japonya...
-Tekrar üniversiteye gitmek istiyorum. Bu sefer sınava falan girmeden hangi bölümü istiyorsam gidip kaydımı yaptırmak ve öğrenci olmak istiyorum.
- Beni gerçekten ben olduğum için hiçbir beklentisi olmadan sevecek ve benimde onu sevebileceğim birisi çıksın karşıma bu sene artık
-İstanbulun trafik sorununun bitmesini istiyorum. trafik olmasa yarım saatte gideceğim yere 2 saattte gitmek hergün işe geç kalmak gerçekten sinir ediyor beni..
- Dünyadaki bütün savaşların bitmesini ve insanlar birbirlerini öldürmemesini diliyorum.
-İnsanların susuzluktan ve açlıktan ölmemesini diliyorum. Gelişmiş ülkeler bu kadar zenginlik ve israf içinde yaşarken gelişmemiş ülkelerdeki insanların haline dayanamıyorum. sanırım dünya turu yaparken bütün paramı o ülkelerde açlık ve susuzlukla savaşmak için harcayıp beş parasız dönücem ülkeme...
-Piri reisin haritasının kayıp kısmı bulunsun ve haritanın sırrı çözülsün.gerçekten çok merak ediyorum o haritayı nasıl çizmiş :)
-Mayaların yaşadığı zamana gidip neden takvimlerinin 21 Aralık 2012 de bittiğini ve o tarihte ne olacağını sormak isterdim
-İngilizcemi geliştirmek ve Japonca öğrenmek istiyorum. Hatta dünyadaki bütün dilleri konuşabilmek isterim...
-Yüzüklerin efendisini serisini tekrar gösterime girmesini istiyorum evde dvdsi var ve 10 kez izlemişimdir belki ama tekrar sinemada izlemek istiyorum.
- Bu yıla damgasını vuracak bir buluş yapmak istiyorum hayal benim değil mi istiyorum işte istiyorum evren lütfen duy sesimi :)))
Mimlediklerim:
HYPATİA,Hayal Kahvem, Hayat'ın Kendisi, Defansif Matmazel, Dişi Realist, simgee,ASİ YAPINCAK, sonkartanesi, Pinkfreud, adamın biri, Bolat.
Yaa beni nie böyle zor bir durumda bıraktın bu yanına kalmayacak :))) kızma şaka yapıorum daha önce evrenden birşey istemeyi düşünmemiştim bu yüzden zor ve uzun bir liste olacak benimkisi çünkü 12 şeyin yeterli olacağını sanmıyorum...
Mim konusu: Yeni yıldan istediğimiz 12 şeyi yazıyoruz.Sınırsız seçim hakkımız var.Buyrun hazırlayın listenizi, evrene duyurun sesinizi.Ardından da gönderiverin 12 kişiye..
işte benim listem:
- ilk olarka yılbaşında büyük ikramiyeyi kazanmak istiyorum. Bu konuda çok hayallerim var umarım gerçek olur evren sesimi duyuyormusun :)
-piyango bana çıktıktan sonra işimden ayrılıp dünya turuna çıkmak istiyorum ilk gitmeyi istediğim ülke de Japonya...
-Tekrar üniversiteye gitmek istiyorum. Bu sefer sınava falan girmeden hangi bölümü istiyorsam gidip kaydımı yaptırmak ve öğrenci olmak istiyorum.
- Beni gerçekten ben olduğum için hiçbir beklentisi olmadan sevecek ve benimde onu sevebileceğim birisi çıksın karşıma bu sene artık
-İstanbulun trafik sorununun bitmesini istiyorum. trafik olmasa yarım saatte gideceğim yere 2 saattte gitmek hergün işe geç kalmak gerçekten sinir ediyor beni..
- Dünyadaki bütün savaşların bitmesini ve insanlar birbirlerini öldürmemesini diliyorum.
-İnsanların susuzluktan ve açlıktan ölmemesini diliyorum. Gelişmiş ülkeler bu kadar zenginlik ve israf içinde yaşarken gelişmemiş ülkelerdeki insanların haline dayanamıyorum. sanırım dünya turu yaparken bütün paramı o ülkelerde açlık ve susuzlukla savaşmak için harcayıp beş parasız dönücem ülkeme...
-Piri reisin haritasının kayıp kısmı bulunsun ve haritanın sırrı çözülsün.gerçekten çok merak ediyorum o haritayı nasıl çizmiş :)
-Mayaların yaşadığı zamana gidip neden takvimlerinin 21 Aralık 2012 de bittiğini ve o tarihte ne olacağını sormak isterdim
-İngilizcemi geliştirmek ve Japonca öğrenmek istiyorum. Hatta dünyadaki bütün dilleri konuşabilmek isterim...
-Yüzüklerin efendisini serisini tekrar gösterime girmesini istiyorum evde dvdsi var ve 10 kez izlemişimdir belki ama tekrar sinemada izlemek istiyorum.
- Bu yıla damgasını vuracak bir buluş yapmak istiyorum hayal benim değil mi istiyorum işte istiyorum evren lütfen duy sesimi :)))
Mimlediklerim:
HYPATİA,Hayal Kahvem, Hayat'ın Kendisi, Defansif Matmazel, Dişi Realist, simgee,ASİ YAPINCAK, sonkartanesi, Pinkfreud, adamın biri, Bolat.
13 Aralık 2011 Salı
10 Aralık 2011 Cumartesi
9 Aralık 2011 Cuma
KüçüK bir ÇocuK...
Geçen gün salonda kanepaye uzanmış düşünüyordum.
Ben ne zamandan beri böyle isyankar böyle nefret dolu ve hayata küskün olarak yaşıyorum...
Ve geçmişe yolculuğuma başladım zihnimde taaa çocukluğuma kadar indim gerçekten.
O zaman anladım bu psikologların insanın çocukluğundan ne istediklerini.
Çocukluğumuzda yaşadığımız şeyler günümüzde yaşadığımız ve anlam veremediğimiz pekçok sorunun, problemin sebebini ve çözümünü içinde barındırıyor.
Biliyorum kendi kendine uzun saatler boyunca düşünmek belki sorunlarıma bir çözüm olmayacak ama kendimi dinlemek bile mutlu edebiliyor bazen...
Bu düşüncelerle balıklama daldım çocukluğuma hatta bebekliğime.
Evet bebekliğime diyorum çünkü iki yaşımdaki bazı olayları bile hatırladığımı fark ettim çok şaşırarak.
Annemin beni emzirmeyi bıraktığı dönemdi aklımda küçük kareler halinde olaylar duruyor gerçekten.
Sonra iki yaşımda kaplıcaya gittiğimiz gün var ailecek birde kapadokyada bir deve görmüştüm çok süslü ve büyüktü ki aklımdan hiç çıkmamış...
hepsini hatırlıyorum hayretler içinde, görüntüler o kadar netki beynimde sanki o anı tekrar yaşıyorum.
Birde taşınmayla ilgili bir anı var bir kamyonun kasasında kaçak mülteciler gibi gidişimizi hatırlıyorum.
Bunları düşünürken fark ettim çokta kötü anımın olmadığını çocukluk yıllarıma ait.
Peki bendeki sorun neydi de ben bu kadar isyankar olmuştum.
Normal bir memur baba normal bir ev hanımı anne normal kardeşler sadece biraz kalabalığız...
dört kardeş olmayı hiç sevemedim hep neden tek olmadığımı düşünüp durdum çocukluğumda da şimdide sanırım aile planlaması pek yaygın değil o zamanlar..
ve memur maaşıyla ev geçinmeye çalışan bu yüzden bizim isteklerimize hiçbir zaman öncelik verilmeyen normal bir ev.
Bu şekilde film karesi gibi düşünüyordum çocukluğumu.
Ve birden altı yaşında okul bahçesinde oyuna daldığı için saati unutup annesini meraklandıran bir kızın anısı geldi gözlerimin önüne..
Sanırım o benim, evet evet hatırlıyorum oyun o kadar eğlenceliydi ki ne zamanın farkındaydık arkadaşımla ne de güneşin batmakta olduğunun.
Okulun bahçe kapısından içeri annem elinde kalın bir budaklı değnekle girip beni heryerim morarana kadar dövdüğü anda bile suçumun ne olduğunu anlayamıyordum.
Hayatımda hiç bu kadar acı çekmemiştim ve bu kadar ağlamamıştım o güne kadar, sadece acıdan değildi ağlamalarım annemin beni suçsuz yere dövmesini hazmedemiyordum içimde.
Sadece annemin beni ne kadar merak ettiğini heryerde beni aradığını duymuştum sinirli sesinin ve bağırmalarının arasında ama neden dayak yediğimi halaa anlayamamıştım.
Ben arkadaşımla anaokulunun bahçesinde oyun oynuyordum ve bu suç değildi...
Beni haksız yere döven annemden ilk defa o zaman nefret etmiştim, altı yaşındaydım, haksızlığa uğramıştım ve sonra devamı geldi tabii ki .....
Ben ne zamandan beri böyle isyankar böyle nefret dolu ve hayata küskün olarak yaşıyorum...
Ve geçmişe yolculuğuma başladım zihnimde taaa çocukluğuma kadar indim gerçekten.
O zaman anladım bu psikologların insanın çocukluğundan ne istediklerini.
Çocukluğumuzda yaşadığımız şeyler günümüzde yaşadığımız ve anlam veremediğimiz pekçok sorunun, problemin sebebini ve çözümünü içinde barındırıyor.
Biliyorum kendi kendine uzun saatler boyunca düşünmek belki sorunlarıma bir çözüm olmayacak ama kendimi dinlemek bile mutlu edebiliyor bazen...
Bu düşüncelerle balıklama daldım çocukluğuma hatta bebekliğime.
Evet bebekliğime diyorum çünkü iki yaşımdaki bazı olayları bile hatırladığımı fark ettim çok şaşırarak.
Annemin beni emzirmeyi bıraktığı dönemdi aklımda küçük kareler halinde olaylar duruyor gerçekten.
Sonra iki yaşımda kaplıcaya gittiğimiz gün var ailecek birde kapadokyada bir deve görmüştüm çok süslü ve büyüktü ki aklımdan hiç çıkmamış...
hepsini hatırlıyorum hayretler içinde, görüntüler o kadar netki beynimde sanki o anı tekrar yaşıyorum.
Birde taşınmayla ilgili bir anı var bir kamyonun kasasında kaçak mülteciler gibi gidişimizi hatırlıyorum.
Bunları düşünürken fark ettim çokta kötü anımın olmadığını çocukluk yıllarıma ait.
Peki bendeki sorun neydi de ben bu kadar isyankar olmuştum.
Normal bir memur baba normal bir ev hanımı anne normal kardeşler sadece biraz kalabalığız...
dört kardeş olmayı hiç sevemedim hep neden tek olmadığımı düşünüp durdum çocukluğumda da şimdide sanırım aile planlaması pek yaygın değil o zamanlar..
ve memur maaşıyla ev geçinmeye çalışan bu yüzden bizim isteklerimize hiçbir zaman öncelik verilmeyen normal bir ev.
Bu şekilde film karesi gibi düşünüyordum çocukluğumu.
Ve birden altı yaşında okul bahçesinde oyuna daldığı için saati unutup annesini meraklandıran bir kızın anısı geldi gözlerimin önüne..
Sanırım o benim, evet evet hatırlıyorum oyun o kadar eğlenceliydi ki ne zamanın farkındaydık arkadaşımla ne de güneşin batmakta olduğunun.
Okulun bahçe kapısından içeri annem elinde kalın bir budaklı değnekle girip beni heryerim morarana kadar dövdüğü anda bile suçumun ne olduğunu anlayamıyordum.
Hayatımda hiç bu kadar acı çekmemiştim ve bu kadar ağlamamıştım o güne kadar, sadece acıdan değildi ağlamalarım annemin beni suçsuz yere dövmesini hazmedemiyordum içimde.
Sadece annemin beni ne kadar merak ettiğini heryerde beni aradığını duymuştum sinirli sesinin ve bağırmalarının arasında ama neden dayak yediğimi halaa anlayamamıştım.
Ben arkadaşımla anaokulunun bahçesinde oyun oynuyordum ve bu suç değildi...
Beni haksız yere döven annemden ilk defa o zaman nefret etmiştim, altı yaşındaydım, haksızlığa uğramıştım ve sonra devamı geldi tabii ki .....
Sen benimle, ben sen...
Her zaman güçlü görünmek, gülmek, gururlu durmak zorunda değiliz ki... Sahte gücün,mutluluğun ne önemi var ki..Bazen benim de senin de odamda yalnız kalmaya, acıyı, yalnızlığı yaşamaya ihtiyacımız yok mu? Şablonları bırak gitsin. Çizilmiş maskeler, yalan senaryolar hepsi isteyenin olsun. Sen ve Ben'de sana söylediğim gibi her durumde,birbirinden çok farklı yerlerde beni göreceksin... Gülerken, ağlarken,kalabalık bir buluşmada, Beyoğlu'nun arka sokaklarından birinde bir köşede. Bu sabah odamda, çok iyi bildiğin cenin pozisyonumda kendimleyim. Sen bir yerde ben bir yerde olsak da aynı gökyüzünde buluşuyoruz. Dünyanın sadece güçlü, duyarsız, beton yürekli insanlara ihtiyacı yok. Dünyanın, insanlığını hassaslığını, kırılganlığını gösterebilen ruhlara ihtiyacı var. Duygularını göstermekten korkmayan, paylaşan, gerçek özgüvenin bu olduğunu anlayan ve duvarlarını indirebilen. Bu sabah odamın kapısı kilitli, yüreğim sonuna kadar açık, gözlerim yüklü. Ben burda, sen orada... Sen benimle, ben se...
29 Kasım 2011 Salı
HayaT
Fazla ciddiye almayın şu hayatı; Nasıl olsa içinden canlı çıkamayacaksınız.
Gerçekten hayatı neden bu kadar ciddiye alıyoruz ki. Yoksa hayatı değil de diğer insanların hakkımızdaki düşüncelerinimi dikkate alıyoruz.Her sabah saatlerce aynanın karşısında makyaj yapmak, saç rengini şeklini değiştirmek için bütün günümüzü kuaförde geçirmek, o istenmeyen tüylerden kurtulmak için hiçbir erkeğin gönüllü katlanamayacağı acılara katlanmak, başka insanların hakkımızda kötü düşünmemesi için sürekli maskeler takıp bizi olduğumuzdan farklı tanımalarına sebep olmak. Neden bu kadar çaba sarf ediyoruz ki....
Kime neden beğendirmek zorundayız kendimizi. Neden umursuyoruz başkalarının bizi nasıl gördüğünü nasıl göründüğümüzü. Halbuki ne zaman yeni birisiyle tanışsak yeni bir ilişkiye başlasak çok klişe bi laf vardır; beni dış güzelliğin ilgilendirmiyor iç güzelliğin ilgilendiriyor derler. Halbuki o makyajı yapmasam öyle süslenip püslenip yanına gitmesem yüzüme bakarmıydın...King-kong bile sırf güzel olduğu için aşık olmadımı o kadına çirkin olsa ilk dakika mideye indirmişti kızı Kong..Kimse bana iç güzelliğin ne kadar önemli olduğu zırvasını anlatmasın bundan sonra...
Yüzüme taktığım o zoraki tebessümden sonra iş yerinden birisi demişti sen ne kadar mutlu ve huzurlusun diye.Halbuki içim kan ağlıyordu ve kimseye belli etmemek için gülümseyip hersöze espriyle cevap veriyordum. Neden böyle yapıyoruz neden hissettiklerimizi, aşklarımız, sevgilerimizi, kızgınlıklarımızı, nefretlerimizi insanların yüzüne haykırmak dururken yüzümüze sahte bir gülümseme takıp herşey yolundaymış gibi davranıyoruz.Yani en azından ben neden böyle davranıyorum...
Bu kadar zor mu kendimiz için birşeyler yapmak. Başkaları ne diyecek diye yaşamamak, diğerlerinin düşüncesini umursamamak...Neyse ben burda kaçıyorum evin yeni maskotu onu sevmem için klavyenin üstüne çıktı birascık Bihterimle oynuyayım.2 aylık bir kedi yavrusu aldık eve bütün üzüntümü ve kederimi alıyor hep gülümsüyorum onunla oynarken neşe kaynağım oldu benim...
Gerçekten hayatı neden bu kadar ciddiye alıyoruz ki. Yoksa hayatı değil de diğer insanların hakkımızdaki düşüncelerinimi dikkate alıyoruz.Her sabah saatlerce aynanın karşısında makyaj yapmak, saç rengini şeklini değiştirmek için bütün günümüzü kuaförde geçirmek, o istenmeyen tüylerden kurtulmak için hiçbir erkeğin gönüllü katlanamayacağı acılara katlanmak, başka insanların hakkımızda kötü düşünmemesi için sürekli maskeler takıp bizi olduğumuzdan farklı tanımalarına sebep olmak. Neden bu kadar çaba sarf ediyoruz ki....
Kime neden beğendirmek zorundayız kendimizi. Neden umursuyoruz başkalarının bizi nasıl gördüğünü nasıl göründüğümüzü. Halbuki ne zaman yeni birisiyle tanışsak yeni bir ilişkiye başlasak çok klişe bi laf vardır; beni dış güzelliğin ilgilendirmiyor iç güzelliğin ilgilendiriyor derler. Halbuki o makyajı yapmasam öyle süslenip püslenip yanına gitmesem yüzüme bakarmıydın...King-kong bile sırf güzel olduğu için aşık olmadımı o kadına çirkin olsa ilk dakika mideye indirmişti kızı Kong..Kimse bana iç güzelliğin ne kadar önemli olduğu zırvasını anlatmasın bundan sonra...
Yüzüme taktığım o zoraki tebessümden sonra iş yerinden birisi demişti sen ne kadar mutlu ve huzurlusun diye.Halbuki içim kan ağlıyordu ve kimseye belli etmemek için gülümseyip hersöze espriyle cevap veriyordum. Neden böyle yapıyoruz neden hissettiklerimizi, aşklarımız, sevgilerimizi, kızgınlıklarımızı, nefretlerimizi insanların yüzüne haykırmak dururken yüzümüze sahte bir gülümseme takıp herşey yolundaymış gibi davranıyoruz.Yani en azından ben neden böyle davranıyorum...
Bu kadar zor mu kendimiz için birşeyler yapmak. Başkaları ne diyecek diye yaşamamak, diğerlerinin düşüncesini umursamamak...Neyse ben burda kaçıyorum evin yeni maskotu onu sevmem için klavyenin üstüne çıktı birascık Bihterimle oynuyayım.2 aylık bir kedi yavrusu aldık eve bütün üzüntümü ve kederimi alıyor hep gülümsüyorum onunla oynarken neşe kaynağım oldu benim...
23 Kasım 2011 Çarşamba
Ne yazacağıma karar verememiş boşboş bakıyorum ekrana... Hayatın beni neler yapmaya zorladığını mı yoksa dostlarımın attığı kazığı mı kendilerine sevgili diyen adamların iki sikip arkalarına bakmadan gidişlerini mi yazsam acaba diye düşünüyorum.
Ben kendimi yazmak istiyorum hislerimi göz yaşlarımı hayatımı ama nerden başlayacağımı bilemiyorum..
Aşık olduğum adamın beni görmezlikten gelmesi üzerine zilzurna sarhoş olana kadar içtim ve sonra içimde birikmiş olan bütün nefreti ve karanlığı göz yaşlarıyla kustum. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım.
Bazen ölmeyi o kadar çok istiyorum ki neden yaşadığımı yada yaşama amacımı sorguluyorum ve bir karar veriyorum:Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum...
Ben kendimi yazmak istiyorum hislerimi göz yaşlarımı hayatımı ama nerden başlayacağımı bilemiyorum..
Aşık olduğum adamın beni görmezlikten gelmesi üzerine zilzurna sarhoş olana kadar içtim ve sonra içimde birikmiş olan bütün nefreti ve karanlığı göz yaşlarıyla kustum. Ne olurdu, bazı sözleri hiç söylememiş olsaydım; ya da bazı sözleri hiç söylememek için kesin kararlar almamış olsaydım.
Bazen ölmeyi o kadar çok istiyorum ki neden yaşadığımı yada yaşama amacımı sorguluyorum ve bir karar veriyorum:Ben ölmek istemiyorum. Yaşamak ve herkesin burnundan getirmek istiyorum...
17 Kasım 2011 Perşembe
kankanın kazığı
Onu arkadaşımın düğününde tanımıştım. Gerçekten güler yüzüyle herkese sıcak davranmasıyla kibarlığıyla girmişti kanıma. Herkesle yakından ilgileniyor birşey söylediğinde dinliyor ve bir mıknatıs gibi bütün ilgiyi üstünde topluyordu. Eee bende uzak duramadım tabii ki.
İçimde ilk defa kaybettiğim bir hissi canlandırdı onun gülümsemesi. Resmen aşık oluyordum ama farklı şehirlerde yaşıyorduk ve benden iki yaş küçüktü. Tabii ki aşkta yaşında uzaklığında hiç önemi yok... Bende buna kendimi inandırmıştım.
Düğünden sonra bir şekilde telefonunu öğrenmiş ve arkadaşlık kurmuştuk ben herşeyin iyiye gittiğini düşünüyordum. Henüz açılamamamıştım ama bir umut vardı içimde. Onunda bana karşı boş olmadığını hissetmiştim ya da öyle olduğunu sanmıştım çünkü çok ilgileniyordu benimle tüm konuşmalarımızda hissediyordum bunu.
Çok uzun sürmedi bu pembe hayallerim çünkü ev arkadaşım yeni birisiyle çıktığını söyledi. Bilin bakalım bu sevgilisi kimmiş... Hemde ev arkadaşıma ondan çok hoşlandığımı ve aşık olmaya hazır olduğumu söyledikten sonra. Onlar sevgili oldu
Kendi durumuma mı yanayım yoksa ev arkadaşımın sevdiğim adamı elimden almasına mı karar veremiyorum.
Ne boktan bir dünya bu böyle. Ben çocuğa açılma planları yapıyorken ev arkadaşım sevgili olduklarını büyük bir mutlulukla bana açıklıyor. Allahım ben ne günah işledim ki beni her fırsatta cezalandırıyorsun.
Daha ben sevdiğim adamla kankimin sevgili olması fikrine alışamamışken birde ne göreyim çiçeği burnunda sevgililer bizim evimizde balayı yapıyorlar. Aynı yatakta yatıyorlar birlikte yemek yiyip birlikte yaşıyorlar ve benimde onların mutluluğuna eşlik etmemi istiyorlar.
Ev arkadaşım kankam dostum dediğim kişinin böyle davranması, sevdiğim adamın aşık olduğum insanın onunla sevişmesi ve benimde aynı evde yandaki oda da tek başıma yatıyor olmam cehennem bu değilde nedir?
Ben geceler boyu kaderime ağlarken neden benim başıma bu geldi derken bide neden mutsuz olduğumu anlamayıp beni eğlendirmeye çalışan arkadaşlarla doldu ev. O gece ölmeyi herşeyden çok istedim. Aslında sevdiğim adamın ve kankamın ölmesini istiyordum. Neden ben ölüyorum ki bana bunu yaşatanlar ölmeli değil mi...
Sonunda gitti evden ve ben rahat bir nefes aldım çünkü biraz daha klalsa kendimi kontrol edebileceğimi sanmıyordum. Bıçağı alıp ikisinide doğramamak için oldukça fazla çaba sarf etmem gerekti. İnsanların neden cinayet işlediğini şimdi daha iyi anlayabiliyorum.
Ben arkadaşıma bütün duygularımı söyledim. Belki biraz suçluluk duyarda o suratındaki mutluluktan uçuyorum ifadesi biraz silinir diye... Aynı evin içinde yaşıyoruz ama benim duygularımı tutamayıp ne hissettiğimi söylediğim günden beri yüzyüze gelmedik ev arkadaşımla. Sanırım o da anladı hatasını ama ikimizde brbirimizi görmemenin en iyisi olduğuna karar vermişiz gibi birbirimizden uzak duruyoruz.
Böyle olması iyi şimdilik çünkü onunla ne yapacağıma hala karar veremedim ve kendime hakim olamamktan korkuyorum ne yapacağıma karar verene kadar en iyisi bu...
yine aynı şey
Tam bu şehirden uzaklaşmalıyım kafamı dinleyip geçmişi unutarak dönmeliyim ve herşeye sıfırdan başlamalıyım dediğim bir zamanda çaldı telefonum. Bu kadermiydi? Ben artık kadere inanmıyorum
Beni görmüş beğenmiş tüm kalbiyle seviyormuş.Aradığı kişi benmişim bunca yıl kaderden falan bahsediyor bana. Ben daha yeni bir ilişkiden çıkmış dağılmış yağmalanmış halde telefondaki sesle konuşurken aklımdan hiçbirşey geçirmiyorum. Benim içimde küçük bir umut bile yok geleceğe dair.
Şuanda yola çıkıyorum müsait değilim diyorum kendini tanıtıp benden aşkımı isteyen adama. Sanırım biri benimle dalga geçiyor olmalı böyle salak bir tanışma hiç duymamıştım daha önce...
Tatildeyken iki kez daha konuşuyoruz çok aradı ama ben açmamakta ısrarlıyım çünkü kendimi toplamam kafamı dinlemem lazım. Hala beni ikna etmeye çalışıyor benim onun için çok değerli olduğumu söylüyor. Beni yerlere göklere sığdıramıyor kadermiş bu ilk görüşte aşk böyle bişeymiş söylediğine göre... ne kadar da kaptırmış kendini.
Şuan uzaktayım diyorum geldiğimde görüşürüz lütfen rahat bırak beni. Sonunda tatilim bitti ve ben yeni bir başlangıç yapmaya hazırım ne demek oluyorsa bu neyin yeni başlangıcı anlamıyorum hayat hala aynı monotonlukta sürüp gidiyor. Aynı can sıkıntıları aynı huzursuzluk aynı kalp kırıkları...
Tekrar telefonum çalıyor yine O. Tamam diyorum görüşelim bakalım ne istiyorsun anlayalım. Taksimdeyiz, beni nasıl gördüğünü nasıl telefonumu bulduğunu anlatıyor sanırım bişey çekmiş kafası güzel gibi konuşuyor ya da gerçekten saf benim inanacağımı düşünüyor yalanlarına.
Bende kendimden bahsediyorum her sözünde ne kadar uyumlu olduğumuzu söylüyor benim onun için ne kadar değerli olduğumu hatırlatıp duruyor. Gülüyorum içimden haline, inanmak istiyorum aslında söylediklerine ama ben insanlara güvenmemeyi öğreneli çok oluyor.
Hiç beklemediğim bir anda öpüyor beni dudaklarımdan. Anlamsız geliyor dudakları içimdeki boşluğun ne kadar büyük olduğunu anlıyorum. Söylediği onca şey siliniyo birden bana verdiği değer buymuş demek hayvani bir istekmiş diyorum. Daha ilk buluşmamız ve üstüme atlamaya hazır. Sanırım günümüzde sevgili olmak böyle oluyor ilk buluşmada kızın üstüne atlıyosun çok değerli ya aşıksın ya...
Beni eve bırakıyor nezaket gereği bi kahve içermisin diye soruyorum. Yüzünde o iğrenç gülümsemeyle kabul ediyor teklifimi. Sanki ben senin içinden geçenleri bilmiyorum. Neden ona tahammül ettiğimi anlamıyorum ama davette ettim birkere eve giriyoruz.
Ben suyu koyuyorum oda salonda oturuyor. Biraz konuştuktan sonra yapışıyor dudaklarıma hayvani ve durdurulamaz bir istekle beni kanepeye uzatıyor ve üstüme çıkıyor. Ben hiç karşı koymuyorum ama birşeyde hissetmiyorum acaba duygularımı mı yitirdim diye soruyorum kendi kendime. Ben sesimi çıkarmadıkça o ileri gidiyor giysilerimi çıkarmaya çalışıyor. Durduruyorum onu yeter bu kadar diyorum ne istiyorsun benden. Kahve içmeyeceksen gidebilirsin bugün başka birşey elde edemiyeceksin diyorum.
Hani bana değer verdiğini söylemiştin senin için ilk görüşte aşktı bu. Sen ilk buluşmakta beni yatağa atıp seviştikten sonra beni tanımazlıktan gelen diğer herkes gibisin diyorum. Bunun benim için hiçbir anlamı olmadığını söylüyorum.
Hala benim çok değerli olduğumu söylüyor. Normalde çok iradeliymiş beni o kadar çok benimsemişki kontrolünü kaybetmiş. Neden sana inanamıyorum diyorum beni yalan iltifatların ve güler yüzünle kandırma.
Birisine güvenmeyi o kadar çok istiyorum ki bana değer verdiğine onun için özel olduğuma inanmaya o kadar ihtiyacım varki sözler kalbime işliyor ama yinede inanamıyorum.
Defolup gitmesini istiyorum evimden ve hayatımdan. Bu tür oyunlarla harcıyacak zamanım yok benim. Eğer tek amacın benimle sevişmekse bunu söylemeliydin. Neden o kadar oyun ve yalanla beni kandırmaya çalışıyorlar ki. Benim duygularımın hiçbir önemi yoksa sadece kendini tatmin etmek istiyorsan neden bana inanmak istediğim şeyleri söyleyip ben inanıp seninle seviştikten sonra siktir olup gidiyorsun hayatımdan. Herkes aynı hep yalan hep yalan istediklerini elde ettiklerinde de hiçbirini yanımda bulamıyorum.
Uyuyamıyorum içimde yine o his var. Yeni yaralar oluşuyor kalbimde insanlara güvenmemekte ne kadar haklı olduğumu söylüyorum kendi kendime. O kadar istiyorumki birisine güvenmeyi içimdeki bu boşluğun yok olmasını o kadar çok istiyorum ki...
Tekrar arıyor kendine hakim olamadığı üçün özür diliyor. Aptallık ettim benim için çok önemlisin diyor. İnanmıyorum diyorum haklısın diyor.
Kapımda bir çiçek buluyorum notunda güzel sözler ve sonunda da beni affet yazıyor. Artık kimseyi affedemediğimi fark ediyorum. Affettiğim herkes aynı hatayı tekrar tekrar yapıyor neden onlara beni üzmeleri beni kırmaları için bir şans daha vereyim ki...
Beni görmüş beğenmiş tüm kalbiyle seviyormuş.Aradığı kişi benmişim bunca yıl kaderden falan bahsediyor bana. Ben daha yeni bir ilişkiden çıkmış dağılmış yağmalanmış halde telefondaki sesle konuşurken aklımdan hiçbirşey geçirmiyorum. Benim içimde küçük bir umut bile yok geleceğe dair.
Şuanda yola çıkıyorum müsait değilim diyorum kendini tanıtıp benden aşkımı isteyen adama. Sanırım biri benimle dalga geçiyor olmalı böyle salak bir tanışma hiç duymamıştım daha önce...
Tatildeyken iki kez daha konuşuyoruz çok aradı ama ben açmamakta ısrarlıyım çünkü kendimi toplamam kafamı dinlemem lazım. Hala beni ikna etmeye çalışıyor benim onun için çok değerli olduğumu söylüyor. Beni yerlere göklere sığdıramıyor kadermiş bu ilk görüşte aşk böyle bişeymiş söylediğine göre... ne kadar da kaptırmış kendini.
Şuan uzaktayım diyorum geldiğimde görüşürüz lütfen rahat bırak beni. Sonunda tatilim bitti ve ben yeni bir başlangıç yapmaya hazırım ne demek oluyorsa bu neyin yeni başlangıcı anlamıyorum hayat hala aynı monotonlukta sürüp gidiyor. Aynı can sıkıntıları aynı huzursuzluk aynı kalp kırıkları...
Tekrar telefonum çalıyor yine O. Tamam diyorum görüşelim bakalım ne istiyorsun anlayalım. Taksimdeyiz, beni nasıl gördüğünü nasıl telefonumu bulduğunu anlatıyor sanırım bişey çekmiş kafası güzel gibi konuşuyor ya da gerçekten saf benim inanacağımı düşünüyor yalanlarına.
Bende kendimden bahsediyorum her sözünde ne kadar uyumlu olduğumuzu söylüyor benim onun için ne kadar değerli olduğumu hatırlatıp duruyor. Gülüyorum içimden haline, inanmak istiyorum aslında söylediklerine ama ben insanlara güvenmemeyi öğreneli çok oluyor.
Hiç beklemediğim bir anda öpüyor beni dudaklarımdan. Anlamsız geliyor dudakları içimdeki boşluğun ne kadar büyük olduğunu anlıyorum. Söylediği onca şey siliniyo birden bana verdiği değer buymuş demek hayvani bir istekmiş diyorum. Daha ilk buluşmamız ve üstüme atlamaya hazır. Sanırım günümüzde sevgili olmak böyle oluyor ilk buluşmada kızın üstüne atlıyosun çok değerli ya aşıksın ya...
Beni eve bırakıyor nezaket gereği bi kahve içermisin diye soruyorum. Yüzünde o iğrenç gülümsemeyle kabul ediyor teklifimi. Sanki ben senin içinden geçenleri bilmiyorum. Neden ona tahammül ettiğimi anlamıyorum ama davette ettim birkere eve giriyoruz.
Ben suyu koyuyorum oda salonda oturuyor. Biraz konuştuktan sonra yapışıyor dudaklarıma hayvani ve durdurulamaz bir istekle beni kanepeye uzatıyor ve üstüme çıkıyor. Ben hiç karşı koymuyorum ama birşeyde hissetmiyorum acaba duygularımı mı yitirdim diye soruyorum kendi kendime. Ben sesimi çıkarmadıkça o ileri gidiyor giysilerimi çıkarmaya çalışıyor. Durduruyorum onu yeter bu kadar diyorum ne istiyorsun benden. Kahve içmeyeceksen gidebilirsin bugün başka birşey elde edemiyeceksin diyorum.
Hani bana değer verdiğini söylemiştin senin için ilk görüşte aşktı bu. Sen ilk buluşmakta beni yatağa atıp seviştikten sonra beni tanımazlıktan gelen diğer herkes gibisin diyorum. Bunun benim için hiçbir anlamı olmadığını söylüyorum.
Hala benim çok değerli olduğumu söylüyor. Normalde çok iradeliymiş beni o kadar çok benimsemişki kontrolünü kaybetmiş. Neden sana inanamıyorum diyorum beni yalan iltifatların ve güler yüzünle kandırma.
Birisine güvenmeyi o kadar çok istiyorum ki bana değer verdiğine onun için özel olduğuma inanmaya o kadar ihtiyacım varki sözler kalbime işliyor ama yinede inanamıyorum.
Defolup gitmesini istiyorum evimden ve hayatımdan. Bu tür oyunlarla harcıyacak zamanım yok benim. Eğer tek amacın benimle sevişmekse bunu söylemeliydin. Neden o kadar oyun ve yalanla beni kandırmaya çalışıyorlar ki. Benim duygularımın hiçbir önemi yoksa sadece kendini tatmin etmek istiyorsan neden bana inanmak istediğim şeyleri söyleyip ben inanıp seninle seviştikten sonra siktir olup gidiyorsun hayatımdan. Herkes aynı hep yalan hep yalan istediklerini elde ettiklerinde de hiçbirini yanımda bulamıyorum.
Uyuyamıyorum içimde yine o his var. Yeni yaralar oluşuyor kalbimde insanlara güvenmemekte ne kadar haklı olduğumu söylüyorum kendi kendime. O kadar istiyorumki birisine güvenmeyi içimdeki bu boşluğun yok olmasını o kadar çok istiyorum ki...
Tekrar arıyor kendine hakim olamadığı üçün özür diliyor. Aptallık ettim benim için çok önemlisin diyor. İnanmıyorum diyorum haklısın diyor.
Kapımda bir çiçek buluyorum notunda güzel sözler ve sonunda da beni affet yazıyor. Artık kimseyi affedemediğimi fark ediyorum. Affettiğim herkes aynı hatayı tekrar tekrar yapıyor neden onlara beni üzmeleri beni kırmaları için bir şans daha vereyim ki...
9 Ekim 2011 Pazar
AŞK İKİ KİŞİLİKTİR
AŞK İKİ KİŞİLİKTİR
Değişir rüzgarın yönü
Solar ansızın yapraklar;
Şaşırır yolunu denizde gemi
Boşuna bir liman arar;
Gülüşü bir yabancının
Çalmıştır senden sevdiğini;
İçinde biriken zehir
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına
Aşk iki kişiliktir.
Bir anı bile kalmamıştır
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır
Binlerce kez dokunduğun ten;
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Avutamaz olur artık
Seni bildiğin şarkılar;
Boşanır keder zincirlerinden
Sular tersin tersin akar;
Bir hançer gibi çeksen de sevgini
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın
Alıp başını gitmiştir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
Yitik bir ezgisin sadece,
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır
Gece camlara sürtünürken;
Çünkü hiç bir kelebek
Tek başına yaşayamaz sevdasını,
Severken hiçbir böcek
Hiç bir kuş yalnız değildir;
Ölümdür yaşanan tek başına,
Aşk iki kişiliktir.
ATAOL BEHRAMOĞLU
Bir Umut Doldu İçime
Umutsuzluk Nedir?_sanki artık tutunamayacak gibi olmak, kalabalığın içinde kendinizi yalnız hissetmek, en iyi dostlarınızın bile bir saniye bile durup düşünmeden konuşması, yeter artık daha fazla kalbimi kırmayın diye dünyaya bağırma isteği. sonra sorgulamak... acaba ben ne yaptım diye.yapılan hiçbir şeydir ve karşılığında kocaman bir kötülük bulutudur alınan. bir insan nasıl bu kadar yıpratılır nasıl bu kadar neşeli gözüken insanın içinde fırtınalar kopar kimse bilmez bunu. işte bu umutsuzluktur.
Bugün güne başlarken içimde hiç istemediğim bir şey vardı. Sanki bu sefer birşeyler farklı olacak, hayatımda ilk defa bişiiler düzgün gidecekmiş gibi hissettim. Derinlerde, göğüs kafesimin en sıcak ve karanlık yerinde topraktan yeni fışkıran bir filiz gibi yeşeriyordu küçük ve korumasız bir UMUT tohumu .
Benim gibi umutsuzluk ve acılar içerisinde hayata Lanet yağdırarak yaşayan birisinin içinde bile bir umut doğabiliyor ne garip diye düşündüm sabahın yedisinde ve işe gitmek için hazırlanmaya başladıgımda unutmuştum bile içimdeki sıcaklığı...
Umut cahiller için, çocuklar için, dünyayı toz pembe görenler için vardır bana göre. Benim gibi kapkaranlık bir dünya da yalnız kalmış birisi için UMUT diye birşeyden söz edilemez. Daha önce defalarca umutlanıp daha sonra binlerce kez hayal kırıklığı yaşadıktan sonra içimde yeşeren her tohumu ezmeyi öğrendim artık. Özellikle bu umut ışığı yabancı bi insanın beni sevme bana aşık olma ihtimali ise bu tohumun içimde yeşermesine ASLA izin veremezdim. Zaten vermedim de...
umudun bir yanılsamadan ibaret olduğu gerçeğini kabullenenler için umutsuzluk doğallıktır. bir beklentin yokken acı çekemezsin, üzülemezsin. Bunun için bütün beklentilerimi silip attım, hayattan ve umutsuzluğu yaşamamak için hiçbir UMUTun içimde büyümesine de izin vermeyeceğim.
Bugün güne başlarken içimde hiç istemediğim bir şey vardı. Sanki bu sefer birşeyler farklı olacak, hayatımda ilk defa bişiiler düzgün gidecekmiş gibi hissettim. Derinlerde, göğüs kafesimin en sıcak ve karanlık yerinde topraktan yeni fışkıran bir filiz gibi yeşeriyordu küçük ve korumasız bir UMUT tohumu .
Benim gibi umutsuzluk ve acılar içerisinde hayata Lanet yağdırarak yaşayan birisinin içinde bile bir umut doğabiliyor ne garip diye düşündüm sabahın yedisinde ve işe gitmek için hazırlanmaya başladıgımda unutmuştum bile içimdeki sıcaklığı...
Umut cahiller için, çocuklar için, dünyayı toz pembe görenler için vardır bana göre. Benim gibi kapkaranlık bir dünya da yalnız kalmış birisi için UMUT diye birşeyden söz edilemez. Daha önce defalarca umutlanıp daha sonra binlerce kez hayal kırıklığı yaşadıktan sonra içimde yeşeren her tohumu ezmeyi öğrendim artık. Özellikle bu umut ışığı yabancı bi insanın beni sevme bana aşık olma ihtimali ise bu tohumun içimde yeşermesine ASLA izin veremezdim. Zaten vermedim de...
umudun bir yanılsamadan ibaret olduğu gerçeğini kabullenenler için umutsuzluk doğallıktır. bir beklentin yokken acı çekemezsin, üzülemezsin. Bunun için bütün beklentilerimi silip attım, hayattan ve umutsuzluğu yaşamamak için hiçbir UMUTun içimde büyümesine de izin vermeyeceğim.
2 Ekim 2011 Pazar
Sevgilim
http://fizy.com/s/16tc6m
“Benim bir sevgilim var!” dedi yüksek sesle, aynanın karşısında kendine bakarken. Oyunculuğu beceremeyen bir adamın abartılı ton ve vurgusunu hissetti sesinde.
Beğenmedi, bu sefer de heceledi, sev-gi-liiiiii! I-ıh yok, gene olmadı.
Kız arkadaş’ı denedi, olmayınca olmuyor işte, alışmadık dötte don durmuyor, “kız arkadaş” sözcükleri ağzından çıkarken, ağzı sanki sesleri filtreledi, kız arkadaş değil de, tamamen atıyorum, “kirs arkidepp” gibi bir şeyler geveleyebildi.
Işığı kapattı, denedi, yok.
Aynaya bakmadan denedi, yok.
İngilizce denedi, yok.
Olmuyor, olmuyordu işte, bir türlü bir sevgilisi olduğu gerçeğini kendisine söyleyemiyordu.
Rocky’i düşündü bir an, antreman yaparken, hani o Philadelphia’daki merdivenlerin en tepesine koşarak çıkmasıyla son bulan o sahnede, aylar boyu süren koşuşturmanın meyvelerini topladığı o anı… Tek yumruk havada gelen zaferi. Belki o da yavaş yavaş antreman yapsa, tamamen atıyorum önce “sevgiii! sevgiiii!” diye haykırsa bir 15 gün filan, sonra “sevgili”ye gelebilir miydi acaba?
“Dıdı dııııtttt…. Dıdı dıııııııııııııııııııııt…” dedi kendi kendine. Yok ama Rocky Balboa’nın o gazını hissetmiyordu içinde.
Günlerdir, haftalardır, hatta aylardır deniyordu zaten. Olmuyordu bir türlü. İşin komiği, kızı seviyordu da, beraber iyi zaman geçiriyorlar, mutlu hissediyorlardı filan. Ama o kelime, ah o kelime… Bir söyleyebilse, göğsünü gere gere bir diyebilse: Sev-giiiii-limmm!
Hayır kızcağız sevgilim’den de geçmişti üstelik, tamamen atıyorum ama “beraber olduğum insan” gibi kalıplar bile olurdu aslında da, ne zaman o tip bir şey söylemeye kalksa “beraber olduğum… lamba” filan gibi salak saçma yerlere bağlıyordu. Olmuyordu, olmuyordu, lanet olsundu.
Her gün ayna karşısında deniyor, uğraşıyor, beceremedikçe sinirinden köpürüyordu. Ağzından çıkaramadığı bir tek sözcük, tüm mutluluğunun içine ediyordu işte. Öfkeli, huysuz, nemrut bir adama dönüşüyordu gün be gün. Kız “zamanla olur, boşver” dedikçe daha da kuduruyordu. Olmuyor, yapamıyordu. Hatta beklenenin tersine, günden güne performansı düşüyordu, önceleri sevg filan diyebilen adam, şimdi se dedin mi, hayalet görmüşe dönüyordu.
Bir gün psikologa gitmeye karar verdi, çünkü kararlıydı, bu meseleyi çözmeye söz vermişti. Psikolog ona geçmişinde bu sözcükle ilgili kötü bir anısı olup olmadığını sordu. Yok dedi, önce. O zaman parmağımı izle, dedi psikolog.
“1… 2… yavaş yavaş bir uykuya dalıyorsun… 3… 4… çok huzurlu bir yerdesin… 5… sevgilim kelimesi seni ürkütmüyor… oradasın… neler oluyor anlat bana?”
Ve anlattı, sevgilim de sevgilim dediği, iki lafından birinin “sevgilim” olduğu bir yerdeyken, o sevgilim’in anlamsızlaşmasını anlattı. Sevgilim kelimesinin nasıl da gündelik, bardak gibi, çatal gibi bir şeye dönüştüğünü anlattı. O kadar anlam yüklenen o zavallı sözcüğün, günden güne sararıp solmasına şahit oluşunu anlattı. Anlattı da anlattı…
Uyandığında hatırladıklarından o kadar sarsılmıştı ki, o kadar büyüttüğü bir sözcüğün hiç’e dönmesinden öylesine korkmuştu ki, koşarak çıktı gitti psikologun yanından, bir daha uğramamak üzere. Hatta o koşu hızıyla eve ulaştı. Koşarak içeri girdi, kız orda duruyordu. Geldiğini görünce, kocaman gözleriyle, ışıl ışıl ona baktı. Kocamaaan gülümsedi. Ama o görmedi. Ne beraber mutlu olduklarını, ne hissettiği huzuru, ne de o gözlerdeki ışıltıyı umursadı o an. Onun yerine kıza bok bir bakış attı.
“Sana sevgilim diyemiyorum, diyemeyeceğim şu anda. O yüzden git yanımdan. Ben ‘sevgilim’ diyemeyen yarım bi insanım. Git.”
Gitti kız, ne yapsın. Baya gitti hem de. Topladı pılısını pırtısını, çekti gitti. Sevgilim sözcüğünün olmadığı bir yerlere gitti. Sevgilim diyemeyen bir adam yüzünden sevgilim diyemeyen bir kız olmaya gitti.
Bir gün, o sevgisizlik dünyasında, o yalnız, kurak, çorak dünyada, kimsenin kimsenin sevgilisi olmadığı; kolayın, ucuzun, pratiğin, çirkinin, anlamsızlığın dünyasında, her nasılsa adam karşısına çıktı.
Kızı görünce içi gitti adamın, ne güzel bakıyor dedi kendi kendine. Ne çok özlemişim… Ne çok zaman, ne çok kayıp zaman, ne yazık, ne çok… Kıza sarıldı. Sarılırken içi eridi daha da fena. Ne çok dedi. Ne çok. Ne çok. Ne çok.
Seni özledim, dedi adam, keşke o sözcüğe bu kadar takılmasaydık.
Kız gülümsedi uzaak mesafeler ardından, sanki çok şey saklıyormuş gibi bir gülüşle… Bir an adamın taa gözlerinin içine, acıtırcasına dolu dolu baktı. O eski ışıltının üzerini kaplayan kara bulutlar kaybolur gibi oldu ama sonra daha beter gözlerine oturdu kızın.
Ben hiç sevgilim demeni istemedim ki, dedi kız, sevsen yeterdi.
Gülümsedi tekrar sonra, adamın yanağına bir öpücük kondurup, arkasına dönüp bakmadan çekti gitti, tek bir cümle bırakarak ardında:
“Sevsen yeterdi.”
Sevsen yeterdi. Sevsen yeter. Sev yeter. Sev. Yeter. Sev.
Adam kızın giderek daha da daha da uzaklaşmasını izledi yumru yumru olmuş bir boğazla. Sonunda kız gözden kaybolduğunda ise bir tek sözcük çıktı ağzından:
“Sevgilim…”
Alıntıdır.
“Benim bir sevgilim var!” dedi yüksek sesle, aynanın karşısında kendine bakarken. Oyunculuğu beceremeyen bir adamın abartılı ton ve vurgusunu hissetti sesinde.
Beğenmedi, bu sefer de heceledi, sev-gi-liiiiii! I-ıh yok, gene olmadı.
Kız arkadaş’ı denedi, olmayınca olmuyor işte, alışmadık dötte don durmuyor, “kız arkadaş” sözcükleri ağzından çıkarken, ağzı sanki sesleri filtreledi, kız arkadaş değil de, tamamen atıyorum, “kirs arkidepp” gibi bir şeyler geveleyebildi.
Işığı kapattı, denedi, yok.
Aynaya bakmadan denedi, yok.
İngilizce denedi, yok.
Olmuyor, olmuyordu işte, bir türlü bir sevgilisi olduğu gerçeğini kendisine söyleyemiyordu.
Rocky’i düşündü bir an, antreman yaparken, hani o Philadelphia’daki merdivenlerin en tepesine koşarak çıkmasıyla son bulan o sahnede, aylar boyu süren koşuşturmanın meyvelerini topladığı o anı… Tek yumruk havada gelen zaferi. Belki o da yavaş yavaş antreman yapsa, tamamen atıyorum önce “sevgiii! sevgiiii!” diye haykırsa bir 15 gün filan, sonra “sevgili”ye gelebilir miydi acaba?
“Dıdı dııııtttt…. Dıdı dıııııııııııııııııııııt…” dedi kendi kendine. Yok ama Rocky Balboa’nın o gazını hissetmiyordu içinde.
Günlerdir, haftalardır, hatta aylardır deniyordu zaten. Olmuyordu bir türlü. İşin komiği, kızı seviyordu da, beraber iyi zaman geçiriyorlar, mutlu hissediyorlardı filan. Ama o kelime, ah o kelime… Bir söyleyebilse, göğsünü gere gere bir diyebilse: Sev-giiiii-limmm!
Hayır kızcağız sevgilim’den de geçmişti üstelik, tamamen atıyorum ama “beraber olduğum insan” gibi kalıplar bile olurdu aslında da, ne zaman o tip bir şey söylemeye kalksa “beraber olduğum… lamba” filan gibi salak saçma yerlere bağlıyordu. Olmuyordu, olmuyordu, lanet olsundu.
Her gün ayna karşısında deniyor, uğraşıyor, beceremedikçe sinirinden köpürüyordu. Ağzından çıkaramadığı bir tek sözcük, tüm mutluluğunun içine ediyordu işte. Öfkeli, huysuz, nemrut bir adama dönüşüyordu gün be gün. Kız “zamanla olur, boşver” dedikçe daha da kuduruyordu. Olmuyor, yapamıyordu. Hatta beklenenin tersine, günden güne performansı düşüyordu, önceleri sevg filan diyebilen adam, şimdi se dedin mi, hayalet görmüşe dönüyordu.
Bir gün psikologa gitmeye karar verdi, çünkü kararlıydı, bu meseleyi çözmeye söz vermişti. Psikolog ona geçmişinde bu sözcükle ilgili kötü bir anısı olup olmadığını sordu. Yok dedi, önce. O zaman parmağımı izle, dedi psikolog.
“1… 2… yavaş yavaş bir uykuya dalıyorsun… 3… 4… çok huzurlu bir yerdesin… 5… sevgilim kelimesi seni ürkütmüyor… oradasın… neler oluyor anlat bana?”
Ve anlattı, sevgilim de sevgilim dediği, iki lafından birinin “sevgilim” olduğu bir yerdeyken, o sevgilim’in anlamsızlaşmasını anlattı. Sevgilim kelimesinin nasıl da gündelik, bardak gibi, çatal gibi bir şeye dönüştüğünü anlattı. O kadar anlam yüklenen o zavallı sözcüğün, günden güne sararıp solmasına şahit oluşunu anlattı. Anlattı da anlattı…
Uyandığında hatırladıklarından o kadar sarsılmıştı ki, o kadar büyüttüğü bir sözcüğün hiç’e dönmesinden öylesine korkmuştu ki, koşarak çıktı gitti psikologun yanından, bir daha uğramamak üzere. Hatta o koşu hızıyla eve ulaştı. Koşarak içeri girdi, kız orda duruyordu. Geldiğini görünce, kocaman gözleriyle, ışıl ışıl ona baktı. Kocamaaan gülümsedi. Ama o görmedi. Ne beraber mutlu olduklarını, ne hissettiği huzuru, ne de o gözlerdeki ışıltıyı umursadı o an. Onun yerine kıza bok bir bakış attı.
“Sana sevgilim diyemiyorum, diyemeyeceğim şu anda. O yüzden git yanımdan. Ben ‘sevgilim’ diyemeyen yarım bi insanım. Git.”
Gitti kız, ne yapsın. Baya gitti hem de. Topladı pılısını pırtısını, çekti gitti. Sevgilim sözcüğünün olmadığı bir yerlere gitti. Sevgilim diyemeyen bir adam yüzünden sevgilim diyemeyen bir kız olmaya gitti.
Bir gün, o sevgisizlik dünyasında, o yalnız, kurak, çorak dünyada, kimsenin kimsenin sevgilisi olmadığı; kolayın, ucuzun, pratiğin, çirkinin, anlamsızlığın dünyasında, her nasılsa adam karşısına çıktı.
Kızı görünce içi gitti adamın, ne güzel bakıyor dedi kendi kendine. Ne çok özlemişim… Ne çok zaman, ne çok kayıp zaman, ne yazık, ne çok… Kıza sarıldı. Sarılırken içi eridi daha da fena. Ne çok dedi. Ne çok. Ne çok. Ne çok.
Seni özledim, dedi adam, keşke o sözcüğe bu kadar takılmasaydık.
Kız gülümsedi uzaak mesafeler ardından, sanki çok şey saklıyormuş gibi bir gülüşle… Bir an adamın taa gözlerinin içine, acıtırcasına dolu dolu baktı. O eski ışıltının üzerini kaplayan kara bulutlar kaybolur gibi oldu ama sonra daha beter gözlerine oturdu kızın.
Ben hiç sevgilim demeni istemedim ki, dedi kız, sevsen yeterdi.
Gülümsedi tekrar sonra, adamın yanağına bir öpücük kondurup, arkasına dönüp bakmadan çekti gitti, tek bir cümle bırakarak ardında:
“Sevsen yeterdi.”
Sevsen yeterdi. Sevsen yeter. Sev yeter. Sev. Yeter. Sev.
Adam kızın giderek daha da daha da uzaklaşmasını izledi yumru yumru olmuş bir boğazla. Sonunda kız gözden kaybolduğunda ise bir tek sözcük çıktı ağzından:
“Sevgilim…”
Alıntıdır.
BeN KimiM
Çocuğun olmayacak demişti doktor. 'Biliyorsun değil mi!' hiçbir zaman bir çocuk sahibi OLAMAYACAKSIN...
İlk başta idrak edememiştim bunun ne anlama geldiğini. sonuçta normal yollardan çocukları olmadığı için başka yöntemlere, tedavilere başvuran binlerce evli çift var. Bende normal yoldan bir çocuğa sahip olamassam kocamla tüp bebek veya diğer yöntemleri denerdim...
Ama durum bu değildi benim bir bebeğim olamayacaktı, çünkü ben bir KADIN değildim. Yani aslında bir kadındım ama eksik bir kadındım. Benim kadınlık organım yoktu.. dünyaya geliş sebebimiz insanlığın ve yaşayan her canlının soyunun devamlılığını sağlayan organım daha annemin karnındayken gelişmemişti ve hiçbir zamanda gelişmeyecekti.
Benim koskoca kainatta bir hiç olduğumu anladığım ilk an o oldu. Ben neydimki? daha ne olduğu belli olmayan bir yaratık bir hiç bir ucube... kendime hiçbir zaman insan diyemedim o günden sonra...
Daha ondört yaşındaydım, yatılı bir lisede ilk senem dostluklar henüz oluşmamış, herkes arkadaş görünüp arkandan işler çeviriyor. Kime söyleyebilirdim kimle paylaşabilirdim bunu? hiç kimseyle. kime söylesem sen bir kız değilsin ne işin var kız okulunda derlerdi benimle dalga geçerlerdi.Ailem kilometrelerce uzaktaydı zaten söylesemde ne demek istediğimi anlamazlardı çünkü onlara göre ben onların kızıydım. Benim durumumu anlayacak veya bana yol gösterecek bir eğitimleri yoktu anlatsamda hiçbirşey değişmezdi...
Yapayalnızdım bu dünyada, benim kendimden nefret etmeme neden olan sır ve ben yapayalnızdık...Bu durumu kabullenemedim iki yıldan fazla süren depresyon ve ilaç tedavileri hiç bir işe yaramadı kendimden nefret ediyordum.intihar etmeyi bile denedim. bu şekilde yaşamak o kadar anlamsızdı ki neden yaşayacaktım? ne için yaşayacaktım?...
Hala yaşıyorsam ve bunları yazabiliyorsam bunun sebebi bu olay hiç olmamış gibi yapabilmemdi. Bütün tedavileri bıraktım artık bunun üstüne düşünmek uğraşmak istemiyordum. tek çözüm vardı 'inkar' ve ben bunu yaptım. Hiç başıma bunlar gelmemiş gibi, hiç eksikliğim yokmuş gibi arkama bakmadan yaşaamaya devam ettim.
Tabi birde cinsel hayat var. Ben kendimi kadın gibi hissediyordum ama kadın olmadığımı da biliyordum. Ne yapmalıydım? Tabii ki hiçbir erkekle samimi olmamalıydım, hiç sevmemeliydim, hiç aşık olmamalıydım...Bunu uzun süre de başardım geçen yıla kadar hiç bir erkekle yakınlık kurmadım, sevgi, aşk nedir bilmedim. Ama benim sabrımında bir sonu vardı. Bir senede bunca yılın acısını çıkardım o kadar çok erkekle birlikte oldum ki çoğunun adını dahi hatırlamıyorum. Hatta pekçoğuyla bir geceden fazla sürmedi görüşmemiz. Tabi ki ciddi ilişkilerimde oldu ama ne zaman evlilik konusu açılsa ne zaman birisi bensiz yapamayacağını söylese ayrılmak için bir sebep buluyor ve arkama bakmadan kaçıyorum. İnsanlardan, hayattan ve en çokda kendimden kaçıyorum...Tabi ki erkek arkadaşlarım bunun sebebini hiç bilmiyor beni hiç anlayamıyaorlar neden birden bırakıp gittiğimi ama ben biliyorum ben hiçbir zaman tam bir kadın olamayacağım ve hiçbir zaman bir erkeğin evlilikten beklediği aile kurmak, çocuklarımızın olması isteğini gerçekleştiremeyeceğim. Bunu hiçbir zaman sevdiğim insana söyleyemeyeceğim içinde her zaman bırakıp kaçacağım arkama bile bakmadan...Çünkü ben bir korkağım kendisiyle biile yüzleşemeyen bir KORKAK....
1 Ekim 2011 Cumartesi
İsyaN
Neden dünyaya gelmeden bana sormadılar? Sen yaşamak istiyormusun bu dünyada bu bedende bu ülkede bu aileyle bu lanet olası yaşamı istiyormusun diye....Benim cevabım hiç düşünmeden HAYIR olurdu İS-TE-Mİ-YO-RUM ama bana kimse sormadı ve istemediğim bir hayata istemediğim bir bedende devam ediyorum..
Belkide on yıldan fazladır düşünüyorum.bu düşünceler bende birşeylerin eksik oldugunu fark ettiğim gün büyük bir depresyonla birlikte girdi aklıma bedenime ruhuma ve iki yıl süren hayata, yalnızlığa, tüm insanlığa karşı duyulan bir isyandı benimkisi....
Ama sadece içimde kimsenin duymadığı sessiz çığlıklar atarak isyan ettim ne en yakın dostum ne ailem ne de herhangi birisi duydu çığlıklarımı sadece ben ve 'O' biliyor....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)











